Kırmızı Apartmandaki Masum Kız
Kaf Dağı'nın ardından bakarken, son zamanlarda insanların yoğun şekilde dizi ve filme sardığını gören bir anka kuşunun tüylerinden birini koparıp kanıyla yaptığı mürekkep ve ağaç yapraklarına yazdığı cümlelerden dinleyeceğiz diziler hikayesini...( Tek tek bütün filmleri incelemeyeceğiz, inceleyen, eleştiren onlarca uzman insan varken film eleştirmenliğine kalkışmayacağız elbette.)
Her masal gibi "bir varmış bir yokmuş" diyelim ve "insanların dizileri çokmuş" diye ekleyelim. Bir zamanlar insanlar günleri dizilere bölermiş. Eski çağlarda masalcı annenin yanına diz çöken insanlar gibi dizilerin karşısında diz çöküp heyecanla izler olmuş insanlar. Günler günleri aylar ayları kovalamış, dizilerden birinin başına üç elma düşer düşmez aynı güne hatta aynı saate yeni bir dizi ekler olmuş yapanlar. İnsanlar izlemiş, izlendikçe yapımcılar yenisini yayınlar olmuş. Öyle bir zaman gelmiş ki, dizilerde aşka, paraya doyan seyirci daha derin şeylerle ilgilenmeye başlamışlar. Duygular, çocukluk travmaları, hayat yorgunlukları, kırgınlıklar, ruhsal dalgalanmalar almaya başlamış aşkın ve paranın yerini. İnsanlar izlediği bu dizilerden sonra kendi dertleri yetmezmiş gibi bir de bunları dert edinir olmuş kendine. Anka bakmış ki buz dizilerin biteceği yok, kırmış kalemini, dökmüş mürekkebini ve yeniden Kaf Dağı'nın ardına kaçmakta bulmuş çözümü. Gökten üç elma falan düşmemiş. Kimse de muradına ermemiş...
Evet, okurken ne kadar anlamsız ve saçma geliyor bizlere değil mi? Belki seneler seneler sonra bizden de böyle bahsedecek bir nesil gelecektir dünyaya kim bilir. Yanlış anlaşılmasın, kimse dizi izlemesin, herkes televizyonunu kapatsın demiyoruz. Bizim irdelemek istediğimiz konu aslında bambaşka. Herkes ne istiyor ne kadar istiyorsa istediği filmi izleyebilir, buna da kimse bir şey diyemez. vakit izleyenin nasılsa. Bizim asıl merak ettiğimiz son zamanlarda ortaya çıkan psikoloji temelli dizilerin neden bu kadar ilgi odağı olduğuydu aslında. Herkesin bir derdi tasası kendine göre varken, herkes küçüklüğünden büyüklüğüne kadar onlarca sıkıntı yaşarken bu dizilere yönlenmemizin ve bu kadar izlenmelerinin altında yatan gerekçeleri anlamaya çalışmaktı. Anlayabildik mi, sanmıyorum. Açıklayabildik mi, denedik en azından...
Bizler millet olarak, ki özellikle belli dönemlerde, maddi, manevi, psikolojik, kültürel, sosyal birçok travma ya da eksiklikle geldik bugünlere. O psikolojik zeminde yetişen çocuklarımız ise bugünün büyükleri oldu toplumumuzda. Millet olarak kendimizi, davranışlarımızın nedenini, çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizi veya yetiştireceğimizi araştırır ve anlamlandırmaya çalışır olduk. Psikolojinin, Oedipius ve Elektra komplekslerinin, idlerin, egoların, güvenli/güvensiz bağlanmaların, her davranışın altında yatan bir sebep olduğu düşüncelerinin psikolojiden anlayandan anlamayanına kadar herkesin dilinde olduğu bir zaman diliminde bu diziler "işte aradığımı buldum" dedirtti toplumumuzda bazılarına. Sonra yapımcılar fark etti ki bu yol tutuyor, kadına şiddetin, çocuk istismarının, tacizin, tecavüzün, aile şiddetinin(psikolojik, fiziksel fark etmez şiddetin her türü şiddettir...), her türlü travmanın acımasızca (ve izleyici kitlesinin ya da saatinin önemini gözetmeden) işlenebileceğine karar verdiler. Kemalettin Tuğcu kitapları tadında yeni diziler türedi, yapımcılar bizim izlediğimizi gördükçe, her yeni gelen filmde dram bir derece daha arttırıldı. Kendi ruh dünyasını çözmeye çalışan biz insanoğlu ise, izlediklerimizde çözümler ararken hiç tanımadığımız, bilmediğimiz ve kurgu olan insanlara da acımaya başladık.
Ve bizler ciğerlerimizin bile kaldıramayacağı acılara ortaklık etmeye devam ettik. Dizileri teker teker eleştirmeyeceğimizi başta söyledik, son olarak şunlarla vedalaşacağız bugün:
Hepimizin hayatı parmak izlerimiz gibi birbirinden nasıl farklıysa, her birimizin yaşadığı ve o acıya verdiği tepki de birbirinden farklıdır. Belki içimizden biri X dizisindeki Y karakterinde kendini,kardeşini,arkadaşını buluyor. Belki kendi dertlerini nasıl çözebileceğini düşünmeye başlıyor. Evet, farkındalık sorunlarımızı çözmede ilk basamak kabul edilebilir ama çözüm sadece işin uzmanından bizlere sunulur. (Ayrıca sadece bahsi geçen diziler değil herhangi bir dizide de empati yapabiliriz ama bizim konumuz gündemdeki psikolojik diziler olduğu için oraya değinmeyeceğiz.) Şimdi yavaşça ellerinizi yukarı kaldırın, elinizdeki kumandayı sehpaya bırakın ve hadi biraz doğaya çıkın... Evet işte tam şimdi ve şu anda... Ekrandan çözüm aramak, ekrana ağlamak yerine sakin bir kafayla ve rasyonel olarak sorunlarımızın nasıl çözülebileceğine odaklanırsak belki de sorunlarımız kendiliğinden ortadan kaybolup gidecekler.
Ne dersiniz denemeye değmez mi?..
Yorumlar
Yorum Gönder